Hatay,  TÜRKİYE

Hatay – Antakya Gezi Rehberi

Bi’ Gün Yine Yoldayız ekibi olarak yağmur çamur dinlemiyoruz, dolu dolu geçecek bir hafta sonu kaçamağı amacıyla Hatay’a doğru yola çıkıyoruz. Asi nehri diğer adıyla Orontes nehrinin can verdiği, bu sebeple birçok mitolojik öykünün ortaya çıktığı, yüzyıllarca ticaret ve kültürel merkez olarak anılan bu sihirli şehre ilk adımızı atmak üzereyiz.

Hatay, Asi Nehri (Orontes)

Hatay… Medeniyetlerin kavşağı. Her köşesinde ayrı bir tarihi doku barındıran ve MÖ 3.yüzyıla tarihlendirilen bu şehri bizimle keşfetmeye hazır mısınız? Tarihin yanı sıra yöresel lezzetleri de ıskalamamanız için önerilerimizi Hatay Yemek Rehberi sayfasında bulabilirsiniz.

Hatay’ın Tarihi

Hatay, orta paleolitik çağlardan bu yana insan yaşayışının merkezlerinden biri olarak kabul edilmekte. Tarih boyunca Hititler’den Asurlular’a, Romalılar’dan Osmanlılar’a kadar birçok imparatorluğun himayesi altında bulunmuş olan Antakya kentinin asıl kuruluşu MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender zamanına dayanıyor. O yıllardan günümüze kadar gelen 2000 yılı aşkın bu büyük tarihle tanışmak için heyecanlanıyoruz.

Hatay Merkezde Gezilecek Yerler

Hatay’da bir haftasonu geçirecekseniz bunun bir gününü Hatay’ın merkezi olan Antakya’yı gezmek için; diğer gününü de civarda kalan, araç ile gidilmesi gereken yerleri gezmeniz için ayırmanızı öneririz. Biz ikinci günümüzü Samadağ bölgesine ayırdık. Titus tüneli, Vakıflı Köyü ve daha fazlası için Samandağ Gezi Rehberi yazımızı inceleyebilirsiniz.

Hatay merkezde, yani Antakya’da görülmesi gereken noktalar arasında Hatay Arkeoloji Müzesi, Müze Otel, Antakya Kalesi, Antakya Cam Müzesi, Kurşunlu Han, Uzun Çarşı, Eski Antakya Evleri, Habib-i Neccar Camii, Ulu Camii, Sarımiye Camii, Kiremitli Camii, Antakya Türk Katolik Kilisesi, St Pierre Kilisesi, Cehennem Kayıkçısı Kharon (Charonion) gibi başlıca yerleri saymak mümkün.

Hatay Arkeoloji Müzesi

Hatay deyince aklınıza ne gelir? diye sorsalar heralde hep bir ağızdan ‘Mozaik!’ deriz. MÖ 4000 yılından bu yana paleolitik çağdan Roma dönemine, Helenistik dönemden günümüze kadar ulaşan bu akıl almaz mozaikleri, heykelleri ve daha birçok tarihi eseri gördüğünüzde bu toprakların ne kadar değerli olduğunu bir daha farkedeceksiniz.

Antakya Arkeoloji Müzesi

Hatay Arkeoloji Müzesi, Türkiye ve dünyanın en büyük mozaik müzesi olarak ün salmıştır. Venüs’ün Doğuşu Mozaiği, Sarhoş Dionysos Mozaiği, Satyr ve Hermaphroditos Mozaği, Okeanos ve Thetis Mozaiği ve İskelet Mozaiği en akılda kalıcı eserler olarak karşımıza çıkıyor. Kemgöz Mozaiği gibi, nazara karşı yapılmış mozaikleri görünce şaşırmayın. Bazı kültürel değerlerimizin o dönemden bu yana değişmeden gelebilmiş olması gerçekten çok etkileyici.

Müze mozaik ağırlıklı olsa da başka birçok eser de sergileniyor. Amuk kültüründen gelen Şuppiluliuma heykeli, çivi yazısı anlaşmalar ve mektuplar, Antakya Lahdi başta olmak üzere birbirinden dekoratif lahitler ve padişah fermanları bunlardan birkaçı.

Müzeye giriş 30tl ve Müzekart geçerli.

İPUCU: Mozaik deyince Gaziantep’teki Zeugma Müzesi‘nin de unutulmaması gerek. Belki bölgeye gelmişken planlarınıza Gaziantep‘i de katmayı düşünürsünüz.

Müze Otel

‘Mozaiklere doymadım daha fazla görmek istiyorum. Hatta kaldığım otelin avlusunda, terasında bu tarihi dokuyu görmek hissetmek istiyorum’ diyorsanız Müze Otel’i görmeden gitmemeniz gerekir. İsterseniz burada konaklayabilirsiniz ancak fiyatların verilen hizmet doğrultusunda ortalamadan daha yüksek olduğunu söylememize gerek yok sanırım.

Antakya Müze Otel
Müze Otel taban mozaikleri.

Bu güzel şehirde inşaat yapmanın ne kadar zor olduğunun adeta yaşayan kanıtı Müze Otel. Otel yapmak için başlanan inşaatın zemininde MS3-5. yüzyıla ait mozaiklerin ve tarihi eserlerin ortaya çıkmasıyla dünyada sayılı örneği olan bir proje başlatılıyor.

Hem müze hem de otel olan bu yarı açık yapının teknik mimari detayından çok bizi, Roma dönemindeki yaşanmışlıkların ayağımıza, yanı başımıza getirilmiş olması ve gece uykunuz kaçtığında terastan dışarıya bakıp yüzlerce yıl önce burada yaşamış olanlarla düşünsel bir bağ kurma ihtimali heyecanlandırıyor. Hayal edin bu hamamlarda, bu hayran olunacak mozaik tabanlı salonlarda neler tartışılıyordu kim bilir…

Buradaki müzenin asıl ismi Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi. Necmi Asfuroğlu, aslen Antakyalı bir sanayici ve Müze Otel’in bulunduğu arazinin sahibi. Yapılması planlanan otelin temelinde bulunan tarihi eserler sebebiyle arazi, devlete teslim edilmemiş, yüksek maliyetler göze alınarak şu an hayranlıkla baktığımız bu proje hayata geçirilmiş.

Müzekart ile girilebilen müzede dikkat çeken ilk mozaik, dünyanın en büyük mozaiği olarak bilinen 1050 metrekare alanı kaplayan mozaik oluyor. Taban mozaiği olarak dizayn edilmiş bu mozaiği görünce o dönemlerdeki ihtişamı daha iyi anlıyorsunuz. Mozaiğin deforme olup dalgalanmış yüzeyi ilginç bir görüntü oluşturuyor.

Bunun yanı sıra Roma dönemine ait birçok irili ufaklı mozaik, eski ünlü Roma hamamları, buhar odaları, Roma caddesinin iki yanında dizilmiş evlerin taban dekorasyonları size lüks ve şatafatın o yıllarda bugünlerin aksine ne kadar da zarafetle yaşandığını anlatıyor.

Eski Antakya Evleri

Bizce bir şehrin ara sokaklarında kaybolmadan orayı gezmiş sayılmazsınız. Antakya’da da eski küçük sokakların içerisinde kaybolup Eski Antakya Evleri’ni görmeden dönmek olmaz. Bu sokaklar ve evler antik zamandan bu yana mahremiyeti korumak kaygısıyla dizayn edilmiş ve öyle yapılmış. Evlerin sokak kapıları sokağa değil, iki ev arasındaki dar, çıkmaz sokak gibi boşluklara bakıyor ve iki evin kapısı birbiriyle karşılıklı yapılmıyormuş. İki katlı taş, kerpiç ve ahşaptan yapılan bu evlere bakarak eski güzel günleri hayal etmemek çok zor. Renkleri, dokusu ve samimiyetiyle bu evler sizi o zamanlara götürecek.

Kurşunlu Han

İpek yolunun merkezlerinden bir tanesi olan Antakya’da, atlarıyla ve develeriyle gelen yolcuların ve tacirlerin büyük büyük hanlarda ağırlandığını biliyoruz. Antakya’da bulunan toplam 15 handan en eskisi olan tepesi kurşundan yapılma Kurşunlu Han da bu amaçla Osmanlı zamanında yapılmış. Şimdiki zamanda Susurluk’ta tost ayran neyse on mislini hayal edin. Hamamlar, yemen kahveleri, nefis yemekler…

Hanların içerisinde ufak cam ve minyatür atölyeleri bulmak mümkün. Buralardan hatıra niyetine çok zarif el işi ürünler alabilirsiniz.

Kurşunlu Han

Uzun Çarşı

Hanlar, çarşılar… Bu zenginlik içerisinde başınız henüz dönmediyse Uzun Çarşı’da envai çeşit yiyecek, takı ve baharat çeşidiyle mistik doğu coğrafyasının tadını çıkarmaya devam edelim. Bu çarşı birbirine bağlanan ince uzun sokaklarda pazar mantığıyla kurulmuş, ne ararsanız var diyebileceğimiz bir çarşı. Turistler için, salçadan sürk adı verilen yöresel peynire, zahterden acı bibere, giyim eşyasından takılara her şeyi bir arada bulabileceğiniz bir yer. Yerel halkın da buradan günlük alışveriş yaptığını görmek mümkün.

Habib-i Neccar Camii

Bu camii, Anadolu’da yapılan ilk camii olmasının yanı sıra İsa’nın iki havarisinin ve onlara ilk inanan Habib-i Neccar’ın da türbesinin bulunduğu bir camii olarak göze çarpıyor.

Klasik Osmanlı mimarisine sahip bu camide medrese odaları da bulunuyor. MS 638 yılında, Pagan inanışına ait bir tapınak yerinin üzerine inşa edildiği biliniyor.

Hatay – Habib-i Neccar Camii

HABİB-İ NECCAR’IN EFSANESİ
Neccar marangoz demektir. MS 40 yıllarında, döneminin Pagan inanışının aksine Antakya’da İsa’nın iki havarisinin tek tanrılı din çağrısına ilk kulak veren kişi bir marangoz oluyor. Kral ve halk tarafından kabul görmeyen bu inanış sebebiyle bu kişiler taşlanarak öldürülüyor. Bu taşlama sırasında havarilere yardım etmeye çalışan Habib-i Neccar da orada hayatını kaybediyor.

Ulu Camii

Antakya’daki en eski ve en büyük cami olan Ulu Camii’nin yapım yılı bilinemese de Memluklüler döneminden kaldığı düşünülüyor. Cami’ye sonradan külliye ve medrese olacak şekilde ilaveler de yapılmış. Çokgen şeklindeki minaresi de yine kesme taşlardan örülmüş.

Kesme taşlardan yapılan bu cami’nin hem dışında hem içinde sade bir güzellik var. Taş sütunları ve tavanı sıcak Antakya günlerinde caminin içinin serin ve ferah olmasını sağlıyor.

Saint Pierre Kilisesi

Hristiyanların hac merkezleri olan Kudüs ve Roma’nın yanı sıra St. Pierre Kilisesi de 1963 yılından bu yana bir hac merkezi olarak kabul ediliyor. Bu kilisenin önemi Hristiyan cemaatinin ilk kez ‘Hristiyan’ olarak adlandırıldığı yer olması. İsa’nın ölümünden sonra cemaati bir arada tutmasıyla öne çıkan St Petrus (kiliseye ismini veren aziz), Romalılar ve Yahudiler tarafından çarmıha gerilerek hayatını kaybediyor.

St. Pierre Kilisesi – Antakya

Filistinli bir balıkçı olan ve İsa’nın on iki havarilerinden biri olarak tarihe adını yazdıran St Petrus, adını İsa’nın kilisesini üzerine oturtmak istediği taş manasına gelen ‘petrus’ kelimesinden almıştır. ‘Pierre’ kelimesinin anlamı da taş demektir. Kendisi ilk Papa olarak kabul edilir.

Aslen bir mağara olan bu kilise MS 4. ve 5. yüzyıllarda yapılmış yer taban mozaikleri, 12.yüzyıldan sonra yapılmış olan gotik eklemeler ve restorasyon ile size tarihin katmanlarını açık olarak sunuyor. UNESCO Dünya Mirası Geçiçi Listesi’nde olan bu kilisenin giriş ücreti biraz yüksek gelebilir (30tl) ancak gelmişken mutlaka görülmeli. Giriş için Müzekart da geçiyor.

Saint Pierre Kilisesi’nin İç Kısmı

Cehennem Kayıkçısı Kharon (Charonion)

Saint Pierre Kilisesi’ne kadar gelmişseniz tabelaları takip ederek tepeye doğru tırmandığınızda Cehennem Kayıkçısı isimli büstü görebilirsiniz. Yalnız kiliseden çıktığınızda yolunuzu şaşırmayın tepeye tırmanırken belirgin ve zorlu bir patika yol var oradan ayrılmayın.

Burası MÖ 175-164 yıllarında zamanının imparatoru tarafından veba salgını sırasında bir kahinin önerisi üzerine yapılmış. Aslen ölüm ile ilgili olan bu büstün üzerindeki yazılar günümüze ulaşamamış. Ancak bir rivayete göre üzerinde ‘Benim servetim ayaklarımın altındadır’ yazdığına inanılıyor. Büstün yüzünün Antakya şehrine dönük olmasından dolayı, bu deyişin muhtemelen Antakya şehrini işaret ettiği düşünülüyor.

Yunan mitolojisine göre, Kharon cehenneme götürülecek olan ruhları taşıyan bir kayıkçıydı. Kıyıda bıraktığı ruhlar, yeraltı tanrısı Hades tarafından kabul edilmeden önce yüzyıllarca acı ve ızdırap çekeceklerdi.

Antakya Kalesi

Büyük İskender zamanında yapılmış, Türkiye sınırları içerisindeki en uzun surları barındıran bu haşmetli kale, ismini ünlü camiide de duyacağımız Habibi Neccar dağının üzerine inşa edilmiş. Vaktiniz varsa Antakya manzarası için uğrayabilirsiniz.

Sarımiye Camii

Çok fazla bilinmeyen bu cami, Osmanlı zamanına tarihleniyor ve mimari olarak Antakya evleriyle benzerliği ilgimizi çekiyor. İlk olarak göze çarpan taş minare oluyor. Ana binadan ayrı bir şekilde ben de varım diyor adeta. Halk arasında Sermaye Camii olarak da bilinen bu cami, yakın zamanda ibadete de açılmış durumda. Vaktiniz varsa uğrayın deriz.

Kiremitli Camii

Yine bir Osmanlı dönemi camisiyle karşı karşıyayız. 1842 yılında inşa edilmiş bu caminin minaresinin sekizgen olması mimari açıdan görmeye değer. Cami günümüzde ibadete açık durumda.

Antakya Türk Katolik Kilisesi

Antakya Katolik Kilisesi olarak da bilinen bu kilise 600 yıl öncesinde Osmanlı zamanında eski Antakya evlerinden dönüştürülerek inşa ediliyor. Yüzyıllarca dinlerin kardeşliğinin sembolu olan Antakya’da aynı bölge içerisinde hem cami hem kilise hem de sinagog görmek mümkün.

Bu kilise alışılmış kilise yapılarının yanı sıra daha sade ve Antakya kültüründen beslenmiş bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Kilisenin etrafında dolaşıp, merdivenle çanın olduğu yere tırmanıp güzel Antakya fotoğrafları çekebilirsiniz.

Antakya Cam Müzesi

Neden cam müzesi? Ateşin bulunmasını takiben 5000 yıl önce Anadoluda tesadüfen adına ‘cam’ denilen parlak kırılgan bir materyal keşfediliyor. O günden beri cam yapımı ve özellikle Antakyalılara özgü yeşil cam üretimi yöresel kültürel bir değer olarak göze çarpıyor.

Antik Cam Evi olarak da geçen bu müze, ismini Müze Otel’den hatırladığımız Asfuroğlu ailesinin desteğiyle sabit cam atölyesi olarak kurulmuş. Zaman zaman cam yapımının canlı olarak sergilendiği bu atölyede çeşitli cam örneklerine bakıp hayal gücünüzü besleyebilirsiniz.

Harbiye Şelalesi

Antakya merkezle Samandağ arasında, 2012 yılında ayrı bir ilçe olarak ilan edilen Defne ilçesinin sınırları içerisinde bulunan Harbiye Şelalesi mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. İsterseniz Samandağ güzergahınızı çizerken yol üzerinde de uğrayabileceğiniz bu doğa güzelliğini kendi gözlerinizle görün deriz.

Antakya merkeze 8km uzaklıkta bulunan bu güzel mekana geldiğinizde büyük bir şelale beklentisi içerisine girmemenizde fayda var. Her ne kadar yeşilliklerin arasında insanın ruhunu ferahlatan bir güzelliğe sahip olsa da boyut olarak tanınmış şelalelerle kıyaslanması mümkün değil.

Şelaleye gelene kadar yol üzerinde ufak tefek yöresel ürün satan esnafları göreceksiniz. Devam ettiğinizde ise şelalenin etrafında irili ufaklı restoranlar mevcut. Patika yolu ve tahta merdivenleri takip ederek şelale kenarına ulaşın, hava güzelse oturulacak yerlerde birer çayınızı için, gün batımının keyfini çıkarın deriz.

İPUCU: Şelaleye teknik olarak girmek yasak ama hava müsade ettiği sürece ellerinizi ve ayaklarınızı soğuk sulara sokarak ferahlayabilirsiniz.

Nerede Kalınır? Nasıl Gidilir?

İki günlük bir hafta sonu gezisi için Hatay’da nerede kalınır diye sorarsanız cevabımız Antakya Beyazıt Hotel olacaktır. Burası hem fiyat olarak uygun, hem merkeze yürüme mesafesi uzaklığında hem de eski Hatay konaklarının çok iyi restore edilmiş bir örneği.

Konağa girdiğinizde, yaşını almış ancak ihtişamlı bir yapıyla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Girişteki asma katta zengin yöresel tatların da bulunduğu kahvaltı servisi yapılıyor. Odalar, dolaplara kadar otantik döşenmiş ve sizi eski dönem Hatay konak hayatına davet ediyor. Odalara girişte, kendine has eski tarz büyük anahtarlar kullanılıyor. Bu size tatlı bir bulmaca gibi gelebilir, merak etmeyin hemen çözeceksiniz.

Biz Şubat ayında gittiğimiz için banyoda ısıtma sorunu olsa da, size önerimiz buralara bahar aylarında gelmeniz. Bu güzel klimalı odalarda keyifli bir hafta sonu yaşayacağınızdan eminiz.

Hatay’da nasıl gezeceğim? Araba gerekli mi?

Hafta sonunda gelmiş olup hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum diyenler için araba kiralamak uygun bir seçenek olacaktır. Bu sayede St Pierre Kilisesi, St Simon Manastırı ve Titus Tüneli gibi önemli tarihi yerleri kolay ve hızlı bir şekilde gezebilirsiniz.

Havalimanından birçok firmadan araç kiralamanız mümkün. Gelmeden önce rezervasyon yaptırırsanız son dakika hüsranlarıyla karşılaşmazsınız. 

Araba kiralamak istemiyorsanız, şehir dışında kalan tarihi noktalara merkezden otobüsle veya Samandağ ilçesinden servisle ulaşmanız mümkün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir