Mardin Kalesi
Mardin

Mardin Gezi Rehberi

.. Bir dönüş biletiyle kırıldı gece

Kırıldı mevsim 

Kalakaldık

Birbirine bakan sunaklarda 

Zehri giz olan otlar boy verdi 

Kırık heykel parçaları dağılmış ten 

Zaman tarihe geri çekildi 

Kalıntıları ne kadar ipucuysa bir antik kentin 

O kadar biliyoruz nedenlerini ve sonuçlarını 

Ayrılınca adını aşk koyduğumuz o şeyin.

Murathan Mungan

Bi’ gün yine yoldayız ve bu sefer hedefimiz Mezopotamya! Kuzey Mezopotamya’nın en güzel yerlerinden biri olan, medeniyetlerin beşiği Mardin’i anlatmadan önce Mardinli ünlü şairimiz Murathan Mungan’ın Mardin’e dair bir şiiriyle seslenmek istedik size. Gerçekten ayrılmak istemeyeceğiniz bu şehri keşfetmeniz için detaylar yazımızın devamında..

Yeni Şehir – Eski Şehir

Mardin’e vardığımızda havalimanında önceden kiralamış olduğumuz arabayı teslim alıyoruz. Dönüşümüz Gaziantep üzerinden olacağı için toplam 5 günlük kiralama bedeli 900 + 550 tl tutuyor. (89 euro drop off ücreti)

Yeni şehire doğru yol alıyoruz. Yeni şehir bildiğimiz beton binalar ve günlük yaşamın aktığı sıkıcı caddelerle dolu. Kahvaltımızı burada yaptıktan sonra tarihi eski Mardin’e gidiyoruz.

Mardin Eski Şehir

Eski şehrin içinde tek yön Arnavut kaldırımı bir cadde var, caddenin ismi de kendini belli ediyor: 1. Cadde. Bu yol dönüyor şehri turluyor ve tekrar ana yola bağlanıyor. Yolun her iki kenarında araç park yerleri mevcut ama ancak şanslıysanız boş yer bulabiliyorsunuz. Bunun dışında eski şehrin girişinde küçük bir otopark var ancak yoğun kalabalıklarda ihtiyacı karşılayamıyor. Bu sebeple eski şehre girmek yarım saat sürüyor çıkmak da yarım saat sürüyor.

İPUCU: Mardin’i arabayla gezecekseniz, eski şehrin içindeki bu trafiği göz önüne almanızı ve gün içinde arabayla sadece bir defa gidip gelecek şekilde planlama yapmanızı öneririz.

Mardin’de kalıcı yerleşime dair ipuçları MÖ 6750 yılına dayanıyor. O dönemden bu yana Mezopotamya’da çeşitli site devletleri hüküm sürmüş. Sümerler, Akadlar, Subarular… MÖ 2000’lerden bu yana da Babil İmparatorluğu, Roma ve Bizans İmparatorluğu gibi büyük imparatorlukların hakimiyeti altına girmiş. MS 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu himayesi altına giren Mardin, tarih boyunca hem Hristiyanlara hem Müslümanlara hem de birçok farklı etnik ve dini gruba ev sahipliği yapmış olması sebebiyle, günümüzde artık ‘İnsanlığın Beşiği’ olarak anılıyor. Şehir merkezini ve etrafındaki yerleri gezerken göreceğiniz yapılar da bunun ispatı. Her dinden ve tarihten yapı bulunuyor.

Otelimizin Terasından Mezopotamya Manzarası – Mardin

Şehir merkezi mimari açıdan çok iyi korunmuş. Tarihi doku tamamen yerinde ve eski evleri, medreseleri, kiliseleri ile uyum halinde. Dükkanlar da tek tip kahverengi tabela kullanarak bu dokuyu bozmamışlar. Eski şehirde dolaşırken kendinizi binlerce yıl önce yaşanmış bir masalın içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz.

Mardin Sokaklarından…

Mardin’de Gezilecek Yerler

Mardin’in içini nasıl gezelim derseniz bizim önerimiz trafiğine değindiğimiz ana caddeyi ana hat olarak dikkate almanız ve çoğunlukla etrafındaki ara sokaklarda yer alan bölgeleri gezmeniz. Cadde üstündeki tabelalarda da size anlatacağımız bu yerlerin isimlerini göreceksiniz.

Kırklar Kilisesi (Mor Benham)

MS 6. yüzyıla dayanan bu kilise, 13.yüzyılda Mardin, Kadim Süryani Patriklik Merkezi olduktan sonra daha da önem kazanmış. 1850’de buraya bir patriklik merkezi inşa edilmiş. Ayrıca buraya 1789’da eğitime başlayan bir de okul yapılmış ve 1928’e kada burada eğitim devam etmiş.

Kilisenin “Mor Benham” isim hikayesi kısaca şöyle; MS 539 yılında Mor Benham, cüzzam hastası olan kardeşi Saro’yu Hristiyan bir azize götürür ve kardeşi tamamen iyileşir. Ama kardeşler hıristiyanlığa inanarak bir azizden medet umdukları için babaları tarafından öldürülürler. Öldürülen bu kardeşler adına Mor Benham kilisesi inşa edilir.

Kilisenin diğer ismi olan “Kırklar” ise başka bir hikaye: Roma imparatorluğu zamanında Hıristiyanlara zulüm edilmesine karşı direnen 40 kişi imparator tarafından hapsedilir. Bu 40 kişinin inançlarından vazgeçmesi için, Sivas’ta bir hamam ve yanına bir buz göleti yaptıran imparator, 40 kişiyi de buz göletine atar. İmparator, inançlarından geri dönmelerini, göletten çıkarak hamama girmelerini bekler ancak bir kişi dışında kimse çıkmaz ve 40’ı da (göletten çıkıp hamama girmeyi tercih eden de dahil) orada can verir. Bundan sonra Kırk Şehitler’in isimlerinin yaşaması için bu kiliseye Kırklar adı verilmiş. Ölenlerin kemikleri de bu kiliseye taşınmış.

Mor Benham (Kırklar) Kilisesi – Mardin

Mardin Müzesi

Süryani evlerinin olduğu daracık sokaklardan geçerek Mardin Müzesi’ne ulaşıyoruz. Müze binası, 1895’te patrikhane olarak yapılmış. Bina uzun süre dini amaçlı olarak, sonrasında ise askeri garnizon, sağlık ocağı, karakol olarak da kullanılmış. 2000 yılında ise müze olarak hizmete açılmış. Tipik bir Mardin evi olarak tasarlanan Mardin Müzesi’nde MÖ 3500’e dayanan günlük yaşamda kullanılan alet edevatların sergileniyor ve kültür, inanış, yaşam şekli açısından çeşitli bilgiler yer alıyor.

Müzekart geçerli bu sebeple Müzekartınız varsa hızlıca gezilebilir. Müze oldukça hareketli, çıkışında müzik yapan gençler ve etrafında halay çeken halk karşılıyor bizi. Keyifle onları izliyoruz. Müze öğle arasında kapalı, ilk defa karşılaştığımız bir uygulama. Plan yapmadan önce bunu dikkate almakta fayda var.

Müzenin hemen yanındaki Meryem Ana Kilisesi’ni gezmek istiyoruz ancak Paskalya’ya denk geldiğinden maalesef kilise kapalı olduğu için gezemiyoruz.

İPUCU: Gezi tarihinizi Paskalya veya Noel gibi Hristiyan bayram tarihlerine denk getirmemeye çalışın. Birçok kilise bu sebeple ziyarete geçici olarak kapanmış ya da çalışma saatleri çok kısıtlanmış olabilir.

Zinciriye Medresesi

1. Cadde üzerinde devam ederken sol tarafta yukarı doğru giden merdivenlerle ulaşılıyor ve büyük kaya yapılarının hemen dibinde yer alıyor. Yapımı 1385 yılına dayanan bu medrese aynı zamanda medreseyi yaptıran Artuklu Sultanı İsa’nın adıyla da biliniyor. Sultan İsa, Timur’un ordusuna yenilince bir süre bu medresede tutsak edilmiş. Zinciriye ismini alması da iki kubbesi arasında gerilmiş zincire dayanıyormuş. Bir rivayete göre bu zincir daha önceleri iki minareli Ulu Camii’de yer alıyormuş ancak onun bir minaresi yıkılınca buraya getirilmiş. Ayrıca Mardin Müzesi’nin de daha önce burada yer aldığını daha sonra şimdiki yerine taşındığını söyleyelim.

Zinciriye Medresesi – Mardin

Mardin Artuklu Üniversitesi Uygulama Oteli (Eski PTT Binası)

Tipik Mardin Mimarisi Örneği olan Uygulama Oteli

Ana caddede devam ederken karşımıza Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Uygulama Oteli olan binası çıkıyor. Burası daha önce de PTT binası olarak kullanılmış. 1890 yılında yapılmış bu etkileyici binayı dolaşabilir, ihtişamlı bir merdivenle çıkacağınız ikinci kattan muhteşem Mezopotamya manzarasını izleyebilirsiniz. Uğruna yüzyıllarca savaşılmış bu topraklar gerçekten çok etkileyici.

Burayı konaklamak için de alternatiflerimize eklemiştik. Fiyat olarak uygun ancak gün içinde çok sayıda ziyaretçi olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Gündüz vakti odada vakit geçirilmeyeceği göz önünde bulundurulursa harika manzarası ve binasıyla burası da tercih edilebilir bir alternatif bize göre.

Uygulama Oteli Avlusundan Mezopotamya Manzarası – Mardin

Şehidiye Medresesi

Şehidiye medresesi, 13. yüzyıl Artuklu dönemine dayanıyor. Tipik bir medrese olan yapının yapımında çalışanlarının mezarları da burada olduğundan böyle isimlendirilmiş.

Sitti Radviyye (Hatuniye) Medresesi Hatuniye

Hatuniye Medresesi MS 1177 yılında yapılıyor ve Kutbeddin İlgazi’nin annesi Sıtti Radviye’nin adı veriliyor (Hatuniye). Medrese ve camii bir arada bulunuyor. Burasının da Artuklu döneminin önemli mimari eserlerinden biri olmasının yanı sıra içeride peygamber Hz. Muhammed’e ait olduğu kabul edilen bir ayak izi bulunuyor. Rivayet o ki; Yavuz Sultan Selim Mısır seferine çıktığında Mardin’den geçerken halk kendi isteğiyle şehrin anahtarını Yavuz Sultan’a teslim ediyor. Bu yüzden Yavuz Sultan da bu ayak izini ödül olarak Mardinlilere bırakıyor.

Sitti Radviyye (Hatuniye) Medresesi – Mardin

Ulu Camii

Neredeyse gezdiğimiz her şehirde karşımıza bir ulu camii çıkıyor. Mardin’deki Ulu Camii, çarşı içinde bulunuyor ve tarihi 12. yüzyıl Artuklu dönemine dayanıyor. Mardin’in sembollerinden olan camii zarif ve karakteristik minaresi ile dikkat çekiyor. Camiinin yapıldığı zaman iki minaresi olduğu biliniyor, ancak bu minarelerden biri yıkılmış. Şimdiki minare de Abdülhamit zamanında yenilenmiş. Ulu Camii, Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı kitabeleri bulunan camii Anadolu’nun en eski camiilerinden. Yivli kubbe yapısı ilk olarak bu camiide görülmüş sonra Mardin’in geneline yayılmış.

Melik Mahmut Camii

14.yüzyıl Artuklu döneminde Sultan Melik Mahmut’un yaptırdığı düşünülen camiinin girişinin ve genel mimarisinin çok etkileyici olmasının yanı sıra burada bulunan kabirlerden birinde Melik Mahmut’un bulunduğu düşünülüyor.

Melik Mahmut Camii – Mardin

Kayseriye Çarşısı (Bedesten)

Küçük ufak dükkanların yan yana dizildiği, sanki Kudüs’teki Müslüman mahallesindeki küçük dükkanların bulunduğu çarşıyı andıran bir yer burası. Her çeşit yiyecek, sabun ve daha birçok şeyi bir arada bulabilirsiniz. Özellikle Bıttım sabunu diye bilinen yöreye özgü bir fıstıktan yapılan sabunu başka yerde bulmanız neredeyse imkansız. Bunun yanı sıra aloeveralı, eşek sütlü gibi birçok çeşit sabun bulabilirsiniz. 3 tanesini 10tl gibi bir fiyata satıyorlar.

Revaklı Çarşı (Tellallar Çarşısı)

Revak, kelime anlamı olarak üstü kapalı, önü açık yer, sundurma olarak geçiyor. Revaklı Çarşı’da da bu durum söz konusu. Çarşının her iki yanında revakların altında çeşitli zanaatler ile uğraşan ustaların, esnafların dükkanları mevcut. Özellikle Şahmeran motiflerinin ustaları çok fazla ilgi çekiyor. 17. yüzyıla dayanan bu çarşı, tamamen korunmuş mimarisiyle sizi o döneme götürüyor. Şahmeran ustalarının eserlerine bakarak, bazı el işi atölyelerinde duvarlara ve tavanlara asılmış hikayeleri okuyarak yolumuza devam ediyoruz.

Kasımiye Medresesi

Kasımiye Medresesi’ne yaklaşık 15 dakikalık bir araba yolunun sonunda ulaşıyorsunuz. İsterseniz yürüyebilirsiniz, yol yaklaşık 4.5km ancak yokuş ve yürümek için çok uygun değil. Burası akşam saat 18:00 de kapanıyor. Ona göre aracı park yerinden çıkarmadan gün içinde gezilecek yerleri planlamanızı öneririz.

Burası şehrin tepesinde, güzel manzaralı, ortasında her medresede olan su havuzu ve çeşmesi olan bir yapı. 15.yüzyıla dayanan bu medresenin aslında külliye olarak tasarlandığı düşünülüyor. Akkoyunlu hükümdarı Cihangir’n oğlu Sultan Kasım tarafından yaptırılmış. Binanın haşmeti karşısında büyüleniyoruz. Havuzun verdiği görüntü ile bu haşmet büyüye dönüşüyor ve fotoğraflarımıza yansıyor. Ancak tatil günündeyseniz kalabalık sebebiyle rahat çekimler yapamayabilirsiniz. Yerli turistin çok fazla olmasının yanı sıra bir şekilde Mardin’e geldiyseniz mutlaka gelin görün.

Medresenin orta avlusundaki havuzun insan hayatını ve ahireti temsil ettiği söylenir. Suyun ilk döküldüğü yer doğumu sembolize eder. Sonraki küçük havuzcuk ve kanallar ise sırasıyla çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemini temsil eder. En son suyun geldiği büyük havuz da öldükten sonra gidilen mahşer yeridir. Buradan sonra artık su ya üstteki kanaldan cennete giden yolu ya da alttaki kanaldan cehenneme giden yolu izleyecektir.

Bir rivayete göre de bu medresede katledilen Kasım Paşa’nın kanlı gömleği kız kardeşi tarafından duvara çalınmış ve gömlekten duvara bulaşan kan lekeleri bugün bile görülmekteymiş.

Deyrulzafaran Manastırı

Mardin merkeze 4 km uzaklıkta olan Deyrulzafaran Manastırı, milattan önce güneş tapınağı bulunan bir yerin üzerine inşa edilmiş. MS 5. yüzyıldan itibaren farklı zamanlardaki eklentilerle bugünkü halini alan manastır, Süryanilerin dini merkezi olarak çok önemli bir yere sahip. 52 tane Süryani patriğinin mezarının burada bulunması sebebiyle, bu manastır, Süryaniler için kutsal bir yer olarak kabul ediliyor. Ayrıca Mardin Metropoliti’nin de burada olması nedeniyle dünyanın farklı yerlerinden çok sayıda süryani burayı ziyarete geliyor.

Manastırın ismi de Mardin’deki pek çok yer gibi zaman içinde değişmiş, önce Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyormuş, sonrasında Mor Hananyo Manastırı ismini almış. 15. yüzyıla gelindiğinde de etrafındaki safran çiçekleri sebebiyle bugünkü adını almış.

Deyrulzafaran Manastırı – Mardin

Sabah saat 09:00’da açılan manastıra erkenden gitmek, turlarla gelen kafileleri geride bırakarak rahatlıkla gezebilmenize olanak sağlıyor. Girişte, gelenleri ücretsiz olarak grup grup içeride dolaştıran rehberler mevcut. Manastır şu anda ibadete açık olması sebebiyle bireysel olarak gezilemiyor. Hoş sohbet rehberlerle gezerken manastırı tam anlamıyla yaşıyorsunuz, süryani geleneklerini, ibadetlerini ve bu manastırın önemini anlatıyorlar. Deyrulzafaran Manastırı, özellikle mimari yapısı, ince işçiliği ve atmosferi ile bizi oldukça etkiliyor.

Mardin’de Konaklama

Mardin’e geldiğinizde eski şehirde kalmak hem sabah/akşam manzarası için hem de gündüz gezeceğiniz yerlere ulaşım kolaylığı açısından daha uygun olacaktır. Biz Osmanlı Konağı diye yol üstünde bir konakta kaldık. İki gece üç kişi toplam 840 tl verdik. Odalar üç kişinin kalması için ideal. Dışarıda geniş bir terası bulunan mekan, hem sabah hem akşam muhteşem bir Mezopotamya manzarası izleme imkanı sunuyor. Konak eski tarz yapılmış ve tarihi doku konağın neredeyse her yerinde korunmuş. Günün sonunda ev yapımı Süryani şarabınızı manzara eşliğinde içmek isteyebilirsiniz ancak konak kurallarına göre buna müsaade edilmiyor.

Mardin’de gezmek için daha fazla vaktiniz varsa ve arabayla geziyorsanız, Mardin’in doğusundaki Midyat ve Mor Gabriel Manastırı’nı anlattığımız Midyat Gezi Rehberi sayfamızı ve güneyindeki Dara Antik Kenti‘ni anlattığımız sayfamızı da okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir