Mersin,  TÜRKİYE

Anamur Gezi Rehberi

Mersin gezisi yaparken Mersin’in her köşesini keşfetmek istiyoruz ve bu sefer en batıya, Anamur’a uzanıyoruz. İsmini antik Anemurium’dan (Rüzgarlı Burun) alan Anamur, aynı zamanda Anadolu’nun en güney ucu ve Kıbrıs’a en yakın liman noktası.

Mersin Kelenderis Antik Kenti’nin Tepelerinden Akdeniz’e Doğru…

Anamur Mersin iline bağlı olsa da Mersin’in merkezinden yaklaşık 230 kilometre, Silifke’den de 120 kilometre uzakta. Yani arabaya atlayıp epey yol yapmak gerekiyor.

İPUCU: Aydıncık’ta da görmek istediğimiz noktalar olduğu için burayı da Anamur gezisine dahil ettik, böylece hem duraklarımızın arası kısaldı hem de keyifli bir güzergah oldu.

Anamur gezisi kapsamında Anemurium Antik Kenti, Köşekbükü Mağarası, Mamure Kalesi‘nin yanı sıra Aydıncık’a bağlı Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası ve Kelenderis Ören Yeri‘ni de programa aldık. Anamur’a gelmişken bir sera gezip yerli muzlardan tatmadan da yapamadık. Şimdi yola koyulalım ve Türkiye’nin bu güney köşesini keşfedelim.

Kelenderis Ören Yeri

Mersin’in Aydıncık ilçesinin tarihi adı olan Kelenderis’in oldukça köklü bir tarihi var. Kelenderis’in MÖ 2. binyılda tanrı kral Sandos tarafından kurulduğu ve Luviler’in bu bölgede yaşadığı düşünülüyor. Deniz ticaretindeki önemli konumu sebebiyle önce Fenikeliler, sonra İyonyalılar burada koloni kurmuşlar. Daha sonra Babil ve Pers hakimiyetine giren Kelenderis, Perslere karşı Atinalılar önderliğinde kurulan ittifaka katılmış ve bu dönemde oldukça gelişmiş.

Kilikya’da bağımsız bir kent devleti olarak yaşamaya devam eden Kelenderis, MÖ 1. yüzyılda korsan saldırıları ile zor duruma düştükten sonra Roma hakimiyeti ile tekrar parlak günlerine kavuşmuş. Bizans, Seçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de liman kenti işlevini sürdürmüş. Kelenderis’te tarih boyunca yaşam devam etmiş ve Anadolu – Kıbrıs arasındaki ticaretin önemli bir parçası olmuş.

Bugün görülen kalıntılar arasında liman hamamı, sarnıçlar, tiyatro ve nekropol bulunuyor. Roma döneminden kalma bir anıt mezarı Aydıncık içinde buluyoruz. MS 2. yüzyıldan kalma dört ayaklı bu anıt mezarın kentin yöneticilerinden birine ait olduğu düşünülüyor. Kelenderis Antik Kenti’nde yaşayan çok çeşitli medeniyetlerden ötürü farklı mezar tiplerine de rastlanmış.

Kelenderis Antik Kenti Anıt Mezar

Ören yerineyse maalesef giremiyor, tel örgüler arkasından inceleyebiliyoruz. Ören yerindeki en dikkat çekici yapı liman hamamı ve bu hamamın büyük zemin mozaiği. Uzaktan seyredebildiğimiz mozaikte kent silüeti, liman, deniz ve ticaret gemileri betimlenmiş. Mozaiğin 5-6. yüzyıllara, yani Bizans İmparatorluğu dönemine ait olduğu düşünülüyor.

Kelenderis Ören Yeri’nde Korumaya Alınmış Mozaik

Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası

Mersin gezi noktaları arasında bizi en çok etkileyen yerlerden birindeyiz şimdi de. Aydıncık ilçesine bağlı, deniz kıyısındaki bir yamaca açılan Gilindire Mağarası. Silifke’den çok Anamur’a yakın olduğu için Anamur gezisine dahil ediyoruz bu görkemli mağarayı. Gilindire Mağarası 2013 senesinde tabiat anıtı olarak tescillenmiş. Kelenderis’in zaman içinde değişerek aldığı isim olan Gilindire Mağarası’nın bir diğer adı da Aynalıgöl Mağarası.

450 metre uzunluğundaki mağara içinde gezmek yapılan yürüyüş yollarından ötürü rahat olsa da epey merdiven inip çıkmak gerektiğini de söyleyelim. Ancak gezerken etrafınıza o kadar hayranlıkla bakıyorsunuz ki yorulduğunuzu anlamıyorsunuz bile. Dev boyutlu sarkıtlar, dikitler mağarayı çeşitli galerilere ayırmış ve bu galerilerin her biri ayrı bir görsel şölen. Yolun sonundaysa masmavi berrak bir göle varıyorsunuz. Gölün berraklığından dolayı bu mağaraya Aynalıgöl Mağarası da denmiş. Bu noktada yapılan platformdan uzun uzun gölü, mağarayı, büyüleyici atmosferi izleyebilirsiniz.

Gilindire Mağarası’na Diğer İsmini Veren Göl

Mağaranın bir diğer özelliği ise bir önceki buzul çağına ait verileri barındıran Doğu Akdeniz’deki tek nokta olması. Su altında kalan oluşumlar son iklim değişikliği öncesinde oluştuğu için o dönemdeki hidrolojik ve atmosferik verileri bünyesinde barındırıyormuş. Yani turizmin yanı sıra bilimsel açıdan da oldukça önemli bir nokta. İçindeki gölün ilk 10 metresi tatlı su, geri kalan kısmı tuzlu sudan oluştuğu için denizle bağlantısı olduğu da düşünülüyor.

Gilindire Mağarası – Aynalıgöl Mağarası

2000 senesinde bir çoban tarafından keşfedilen mağara 2013 senesinde turizme açılmış. 2019 senesinde milli sporcu Şahika Encümen, bu mağarada dünya rekoru olan 90 metreyi geçerek tek nefesle 100 metre dalmış ve yeni rekorun sahibi olmuş. Mağaradan çıkınca güzel deniz manzarasına tekrar doyuyor ve yola devam ediyoruz.

Gilindire Mağarası

Anemurium Antik Kenti

Anadolu’nun en güney ucunda, Anamur Burnu’nda yer alan Anemurium Antik Kenti, Anamur’a vardıktan sonra ilk ziyaret ettiğimiz nokta oluyor. “Rüzgarlı burun” anlamına gelen Anemurium, Anamur’a da adını veriyor. Yamaca doğru yükselen antik kentin sahil tarafında güzel geniş bir plaj bulunuyor, yazın güneş altında kenti gezdikten sonra serinlemek için güzel bir alternatif olabilir.

Anemurium Antik Kenti

Kommagene Krallığı, Roma İmparatorluğu, Pers itilaları, Bizans İmparatorluğu, Arap İstilaları, Seçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde yaşayan kentte bugün gördüğümüz kalıntıların çoğu Roma İmparatorluğu döneminden kalma. Oldukça geniş bir alana yayılan antik kentte dikkat çeken belli başlı yapılar arasında surlar, hamamlar, palaestra, odeon, nekropol, kiliseler ve su kemerleri bulunuyor.

Anemurium Antik Kenti hakkında daha fazla bilgi için Anemurium Antik Kenti sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Köşekbükü Mağarası

Anamur’da bu sefer tepelere tırmanıp bir diğer mağaraya gidiyoruz. 20 milyon yılda oluşmuş bir mağara olan Köşekbükü Mağarası’nın bir diğer adı da Astım Mağarası, çünkü bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiği söyleniyor. Rivayete göre Roma dönemi krallarından Antiochus’un kızı da astım hastalığını bu mağarada yenmiş. Mağara içindeki sabit sıcaklık, nem ve basıncın astım tedavisi için uygun şartlar sağladığı söyleniyor.

Anamur – Köşekbükü Mağarası

Yörük kültüründe yük taşıyabilen deve yavrusuna köşek denirmiş. Konargöçer yörüklerin bu mağaranın bulunduğu dağın eteklerindeki düzlükte konakladığı ve köşeklerini otlattıkları için bu yöreye Köşekbükü demişler, mağaranın adı da Köşekbükü Mağarası olagelmiş.

Mağara düzenli yürüyüş yolları ve merdivenleriyle rahat geziliyor, cüzi de bir ücreti var. Mağaranın içi, Gilindere’den sonra o kadar ihtişamlı gelmese de damlayan suların milyonlarca yılda oluşturduğu sarkıtlar ve dikitler her defasında insanı etkiliyor.

Anamur – Köşekbükü Mağarası

Mamure Kalesi

Anamur merkeze yakın bir konumda bulunan, Türkiye’nin en büyük kalelerinden biri olan Mamure Kalesi deniz kıyısı konumuyla ve görkemiyle görülmesi gereken noktalardan bir diğeri. Mamure Kalesi, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunuyor. Kalenin yapıldığı yerde 4. yüzyıla ait küçük bir Roma şehri olan Ryg Monai (Rigmonai) bulunuyormuş. 14. yüzyıl başlarında Karamanoğlu Mahmut Bey bu bölgeyi ve kaleyi ele geçirip geliştirmiş. Kalenin içine bir cami ve dışına da bir hamam inşa edilmiş. Kale 18. yüzyılda Osmanlılar tarafından tekrar onarılmış ve eklentiler yapılmış. Bu sebeple Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanlı ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşıyor.

Anamur – Mamure Kalesi

“Mamur” kelimesi “Gelişip güzelleşmiş, bayındır duruma gelmiş” gibi anlamlara sahip. Karamanoğlu Mahmut Bey bu kaleyi fethettikten sonra “mamur ettiği” için de bu kaleye Mamure Kalesi adı verilmiş.

Kale hem denizden hem karadan gelebilecek tehditlere karşı koyabilecek biçimde inşa edilmiş, gözetleme pencereleri yapılmış, burçlar arasında yürüme yolu bırakılmış ve aynı zamanda hendeklerle çevrilmiş. 39 kulesi, su sarnıçları, camisi ve hamamı bulunan ve 20 bin metrekare alana yayılan Mamure Kalesi’ne Müzekart ile girebildik. Kulelerine çıkınca güzel deniz manzarasını izleyebilir ve iç avluda dolaşabilirsiniz. Yine iç avluda Karamanoğlu Mahmut Bey döneminde yapılan Mamure Kalesi Camii’ni görebilirsiniz.

Bonus: Muz Seraları

Çocukluğumuzdan beri okulda öğrendiğimiz bir cümledir: “Anamur’da muz yetişir”. Biz de Anamur’a gelmişken “muz yemeden dönmeyelim” dedik ve bir muz serasını ziyaret ettik. Seracı Erhan Bey bize serayı gezdirdi ve muz yetiştiriciliğiyle ilgili bilgiler verdi.

İPUCU: Muz buzdolabına girmez, girdiğinde hemen kararmaya başlar. Uzun dayanmasını istiyorsanız oda sıcaklığında tutacaksınız ve saplarının birleştiği kısmı da bir streç film ile saracaksınız.

Muz Serasında Dalında Muzlar ve Muz Çiçeği

Seralarda muz fideleri 1,5 – 2 metrede bir dizilmiş, muzun yetişirken hava alması için bu mesafe gerekliymiş. Her fidenin altından yavru dallar çıkarken bunların hepsi tutulmaz, bir tanesi seçilip yetiştirilirmiş. Her dal bir kere meyve verdikten sonra da ömrünü tamamlar ve sökülürmüş.

Serayı gezip, yolda yemek için bir demet de muz alıp tekrar yola koyuluyoruz.

Anamur’da Muz Yemeden olmaz 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir