Muğla,  TÜRKİYE

Datça Gezi Rehberi

‘Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?’

Can Yücel

Can Yücel‘in diyarı, nam-ı diğer Datça’dan herkese merhaba! Bi’ Gün Yine Yoldayız ekibi olarak bu sefer Muğla’nın güzide ilçesi Datça’dan size sesleniyoruz. Can Yücel’in ‘Mekanım Datça olsun, öldükten sonra beni Datça’ya gömün‘ şeklindeki vasiyeti üzerine, mezarının da bulunduğu Eski Datça bölgesini ve daha birçok keşfedilecek noktasıyla büyüleyici Datça Yarımadası’nı bizimle beraber turlamaya hazır mısınız?

Datça’nın Kısa Tarihi

Datça Yarımadası’nın tarihi MÖ 21. yüzyıla dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Reşadiye Yarımadası olarak adlandırılsa da, bu isim, Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte Datça Yarımadası olarak değiştirilmiş. Osmanlı dönemine kadar birçok ulus devletin (İyonlar, Dorlar vb) hüküm sürdüğü bu topraklar, özellikle Roma ve Helen kültürlerinin izlerini günümüze taşımış durumda.

Ege ve Akdeniz’in birleştiği yer olarak kabul edilen Knidos Antik Kenti ve Feneri de burayı daha büyüleyici hale getiriyor. 1931 yılında yapılmış olan bu fenerin manzarası oldukça etkileyici. Binyıllar boyunca önemli bir liman merkezi olarak da kullanılan bu yarımada şu an hem tarihiyle hem de doğal güzellikleriyle bizi kendine çekmeye devam ediyor.

Knidos Antik Kenti’nde Gün Batımı

Datça’nın Üç B’si ”Bal, Badem ve Balık”

Datça deyince akla tabii ki bahsettiğimiz bal, badem ve balık üçlüsü geliyor. Yüzyıllardır mevcut geniş bitki florasının da avantajıyla, Datça, hem bal üretiminde hem de çeşitli bitki çayları ve otlar açısından oldukça zengin bir bölge. Bunun yanı sıra dünyanın en iyi bademlerini barındıran bu güzel ilçede bademin aslında birçok çeşidinin bulunduğunu da öğreneceksiniz. Ak badem, Kababağ badem, Dedebağ badem, Sıra ve Diş badem isimlerini duyunca şaşırmayın ancak bunların en ünlüsü ve kalitelisinin Nurlu badem dedikleri çeşit olduğu biliniyor. Gidip kendiniz deneyin deriz 🙂

Eski Datça

Can Yücel ile birlikte üne kavuşan bu minik iki katlı taş evlerin ve begonvillerin süslediği yerde huzuru bulabilirsiniz. Ara sokaklarda dolaşıp, yoruldukça sokak aralarındaki küçük kafelerde dondurma ya da Datça’nın meşhur bademli gazozu ile serinleyebilirsiniz. Bu sırada Can Yücel’in evini de görmek isterseniz tabelaları takip etmeniz yeterli. Burası Can Yücel’in ölüm yıldönümü olan 12 Ağustos tarihi dışında açık olmasa da, sokakta bulunan şiir görselleri ve sokağın kendine has ambiyansı size o romantizmi yaşatmaya yetecek.

Datça Bağ Yolları

Datça bölgesi 2500 yıl önce Karya döneminden bu yana şarapçılıkta öncü bir coğrafya. Günümüzde de şarapçılık bu civarda oldukça butik ve özenle yapılıyor. Birkaç noktada farklı işletmeler, bağ yolu olarak bildiğimiz şarap üreticileri müşterilere şarap tadımı yaptırarak, hatta zaman zaman bağ bozumuna da katarak keyifli zaman geçirmelerine olanak tanıyor ve bu enfes şarapların bizlere ulaşmasını sağlıyor.

Biz önümüze ilk çıkan yere saparak (yol üzerinde birkaç yer göreceksiniz) Datça Vineyards isimli firmaya gittik. Öncelikle üzüm bağlarını koklaya koklaya, bu naif ve muhteşem görüntülerini hem fotoğraflara hem de kafamıza kazıyarak bir süre vakit geçirdik. Ardından 4 çeşit şarap tattıktan sonra beğendiklerimizi alarak yola devam ettik. Datça’ya geldiyseniz neresi olursa olsun bir bağ gezin ve şarapların tadına bakın. Şansınız varsa bağ bozumuna bile denk gelebilirsiniz 🙂

Datça Üzüm Bağları

Merkalısına Not: Datça’ya geldiğinizde, trekking meraklısıysanız, Türkiye’nin en uzun trekking rotası olan (820km) Eski Datça- Balıkaşıran rotasına katılabilirsiniz. Karya Yolu olarak geçen bu rotayla alakalı detaylı bilgi için https://kariayolu.com adresine göz atabilirsiniz.

Üç Güzeller (Hayıtbükü – Ovabükü – Palamutbükü)

Datça koyları diyince hepimiz bir anda ‘bük’ diye bağırıyor gibiyiz değil mi? 🙂 Bük aslında bildiğimiz koy anlamında kullanılan bir kelime ve burada irili ufaklı birçok koy için yerleşik bir biçimde kullanılıyor.

Biz size tabii ki Datça’daki toplam 52 koyu alt alta dizmeyeceğiz. Bunlardan en bilinenleri, “üç güzeller” diye de betimlenen Hayıtbükü, Ovabükü ve Palamutbükü’yle başlayalım. Bu bükler birbiri ardı sıra yerleşmişler ve özellikle Hayıtbükü ve Palamutbükü, Ovabükü’ne göre daha popüler. Biraz daha sakin kalayım diyorsanız siz de bizim gibi Ovabükü’nü tercih edebilirsiniz. Ancak diğer büklerin de oldukça temiz ve huzurlu olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Hayıtbükü ve Ovabükü, Mesudiye Köyü’nde birbirine daha yakın iki koy. İkisinin de plajı çakılla karışık kum ve ikisinde de tesis bulunuyor. Denizler berrak ve serin, deniz gözlüklerinizi takın ve hayale başlayın.

Datça Ovabükü

Palamutbükü ise Yaka Köyü sınırları içinde köy merkezinden biraz uzakta. Burada sıra sıra restoranlar pansiyonlar bulmak mümkün. Plajı çakılla karışık kum olan bu koya da bayılacaksınız.

“Bize bu üç koy yetmez daha fazlası yok mu?” diyenler için daha fazlası “Datça Koyları ve Plajları” yazımızda. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Knidos Antik Kenti

MÖ 4. yüzyıla tarihlendirilen bu antik kent Roma ve Karya dönemine dayanıyor. İlk kurulduğunda Burgaz mevkiinde bulunan bu şehir muhtemelen liman ve ticaret kaygısından dolayı yarımadanın en ucundaki (şu an bulunduğu yer olan) Tekir Burnu’na taşınmış. Zamanının kültürel ve sosyal liderlik statüsünü elinde bulunduran kentin, döneminin ikinci büyük tıp merkezine ev sahibi olmasının yanı sıra, hali hazırda Ege bölgesinden dünyaya yayılan şarap üretiminde oldukça ileri bir merkez olduğunu öğreniyoruz.

MÖ 4. yüzyılda Knidos kentinin, Akdeniz ülkeleri arasındaki şarap ticaretinin %40’ının hakimi olduğunu, hatta Knidos’un kalite ifadesi olarak bir marka değerinin bulunduğunu biliyor muydunuz?

Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, ünlü Doktor Euryphon, döneminin ünlü astronomu Eudoksus ve ünlü ressam Polygnotos’a ev sahipliği yapmıştır.

Knidos Antik Kenti

Knidos Antik Kenti‘nin olduğu burun hem günü batırmak hem de denize girmek için harika bir nokta. O nedenle akşam üzeri saatlerine doğru giderseniz önce denize girebilir, ardından da harika gün batımı manzarasını izleyebilirsiniz. Ayrıca tekne turu yaptığınızda da Knidos Antik Kenti’ne yakın bir noktada antik kenti izleyerek da denize girmenin keyfini yaşayabilirsiniz.

Knidos Antik Kenti

Knidos Antik Kenti’yle ilgili detaylı bilgiye yakında Knidos Antik Kenti sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Reşadiye Köyü

Eski ismiyle Reşadiye Köyü, şimdiki adıyla Reşadiye, Datça’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Küçük, sevimli bir Ege köyü olan Reşadiye, diğer köyler gibi az katlı taş evler, Ege’nin adeta bir simgesine dönüşmüş begonviller, badem ağaçları arasında yürüdüğümüz ara sokakları ve meydan kahvesiyle içimizi ısıtıyor. Köyde Osmanlı döneminden kalma tarihi bir konak da var. Osmanlı Muğla Valisi Mehmet Ali Ağa’ya ait olan ve ‘Koca Ev’ olarak bilinen bu konak şu an otel olarak hizmet veriyor. Bunun yanı sıra, tepeye doğru ilerlediğimizde köyün eski ismi ‘Elaki’ adına atıfta bulunan ve güzel bir manzaraya sahip Elaki Restoran da bölgenin öne çıkan mekanlarından birisi.

Datça Reşadiye Köyü

Datça’ya Nasıl Gidilir?

Datça yarımadasına uçakla ya da arabayla gitmek mümkün. Datça, Dalaman Havalimanı’ndan 2.5, Milas Havalimanı’ndan 3 saatlik bir mesafede olduğundan ve biz her zaman bizi daha özgür kıldığı için kendi arabamızla gitmeyi tercih ettiğimizden dolayı İstanbul’dan arabayla yola çıktık. Bunun yanı sıra Bodrum’dan gelenler için ayrıca feribot seçeceği mevcut. Bodrum Milas havalimanından gelirseniz, 1saat 45 dakikalık Bodrum-Datça feribot yolculuğuyla Datça’ya ulaşabilirsiniz. Uçak ve feribot saatlerinin denk getirilmesi zor olsa da akılda bulunması gereken bir seçenek.

Datça yollarının dağlar arasındaki küçük yolları oldukça virajlı ve gitmesi diğer yerlere göre biraz daha zahmetli. Ancak böyle olması bu güzel bölgenin insan istilasından kurtulması anlamına geldiği için, bu gözümüze artık bir zahmet olarak değil nimet olarak görülüyor.

Datça Merkez

Datça’da Nerede Kalınır?

Kalmak için birçok seçeneğiniz var. Eski Datça’da ya da Yeni Datça’da mı kalacaksınız, yoksa büklerden birinde mi kalacaksınız öncelikle ona karar vermeniz gerekiyor. Buna karar verdikten sonra kamp alanında ya da otel, pansiyon gibi tesislerde konaklama fırsatları mevcut. Bükler oldukça sakin olmasına rağmen kendi içlerinde de Palamutbükü ve Hayıtbükü, Ovabüküne göre bir nebze daha popüler. Bu sebeple, Hayıtbükü ve Palamutbükü’nde sıra sıra konaklama yerleriyle karşılaşacağınızı aklınızda tutmanızda yarar var. Biz Ovabükü’nde sakin bir pansiyonda kalmayı tercih ettik ve oldukça memnun olarak ayrıldık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir